301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
20 Ocak 2016 - Çarşamba 11:43 Bu yazı 1186 kez okundu
 
Cezalandır(ma)! Sistemi!
Bedreddin Habiboğlu
 
 

Acaba ceza bir amaç mı yoksa araç mı olmalı?
Yani cezalandırma, suçluya karşılığını mı vermeli, işlenen fiile denk bir bedel mi olmalı?
Yoksa cezalandırma, toplumsal olarak suçu önlemenin, suçluyu ıslah etmenin, onu yeniden topluma kazandırmanın aracı mı olmalı?
Belki de her ikisi…
 
Şimdi ben desem ki;
Ceza “hak”tır, yani cezalandırmanın amacı bedeldir, bir nevi intikamdır.
 
Lafta hümanistlerin gözleri camız gözü gibi açılır.
Beni canilikle suçlarlar.
 
Sosyologlar ve kriminologların sağır sultanı bile dile gelir,
Beni barbarlıkla, ilkellikle itham ederler.
 
Entelektüeller,
Cahilliğimden girip cezalandırmadaki yaklaşımlarımı sıralayıp,
Beni misillemecilikle kınarlar.
Anlayacağınız horozlanan horozlanana…
Ve bu böyle uzadıkça uzayıp devam eder gider...
 
Sadece bu eleştiriler, kınamalar, suçlamalar ve hatta en galizinden küfürler bile benim ne kadar haklı olduğumu ispatlar aslında.
Zira bu bakış açılarının tamamı “suçlu” açısındandır.
Yani “ceza bedeldir, intikamdır” dediğimde insanların bana ve söylemime yaklaşımı,
Direk suçluyu korumaya yönelik olacaktır,
Peki ya “zarar görenin, mağdur olanın hakkı” ne olacaktır?
Öyle ya!
Zaten çoğu ya ölüdür mezardan ses veremez, ya tecavüze uğramıştır evinden çıkamaz!
 
Türk Dil Kurumu cezayı “uygun görülmeyen davranışları engellemek için insana sıkıntı ve üzüntü veren uygulamalar.” olarak tanımlıyor.
Yani ceza, aynı suçu bir daha işlemesin diye engel olmaya yaramalı imiş(?)
Peki işlenen suçun tam karşılığı olan bir bedeli olmamalı mı?
 
E tabi insanoğlu da rasyonel varlık olduğu için acı ve zevk arasında tercih yapacaksa,
Acıdan kaçınıp hazzı seçecektir.
Yani bir kez cezalandırıldığında aynı acıyı bir daha yaşamamak için,
Ya da cezalandırılmamak için suç işlemeyecektir(!)
 
Mi acaba?
 
2000'li yıllardan bu yana cezaevlerindeki doluluk oranı her gün biraz daha artıyorsa,
Günümüz itibariyle cezaevleri doluluk oranı neredeyse %100’e dayandıysa,
Cezaevinden çıkanların %30'u - %40’ı aynı suçu işleyip tekrar geri dönüyorsa,
Cezaevleri “ceza” evi olmaktan çıkıp, “konuk” evine evrildiyse,
Suçu işlerken alınan haz, cezalandırma neticesinde ortaya çıkan acıdan büyükse,
Yani verilen cezalar neredeyse “haz” anlamına geliyorsa,
E rasyonel insanoğlu da hazzı seçer tabii ki...
 
İnsan kendi hakkını ararken ölçüyü kaçırabilir.
Neye göre ve nasıl alınacağı hususunda ayarını bilmeyebilir.
Bu nedenle hakkımızı aramayı daha yetkin, daha üstün, daha adil olduğunu düşündüğümüz bir otoriteye yani devlete teslim ederiz,
Ne de olsa devlet akildir, büyüktür,
Bizim hakkımızı bizden daha iyi korumak için bizim adımıza yasalar irat etmiştir ve kati güçtür. Uygular...
 
İyi anladık da…
 
Soru şu;
Peki devlet, kendi hakkını ararken gösterdiği refleksi  acaba benim hakkımı ararken de gösterebiliyor mu?
Cevap;
Hayır...
 
Buyurun da neden sualinin cevabını birlikte irdeleyelim.
 
Biri suç işler,
Devletin mahkemesi önüne gelir,
Hakim;
Duruşmadaki iyi halinden, kravatından, kılık kıyafetinin düzgünlüğünden,
Al sana “iyi hal indirimi”!
Suçu bir daha işlemeyeceği yönünde oluşan kanaatinden,
Al sana “vicdani kanaat indirimi”!
Yetmedi…
Suçlu pişmanım dediğinde de,
Aha sana “pişmanlık indirimi”!
İnfazda “infaz indirimi” der.
Der oğlu der…
Ve suçun karşılığı bedel kuşa döner.
Oysa ki eriyip giden sadece ceza (bedel) değil adalete olan toplumsal güvendir...
 
Bütün bu adaletsizlik karşısında asıl eriyip giden ise suçlunun tekrar suç işlememe niyetidir!
Cezanın korkutuculuğu, caydırıcılığı,
İnsanın imanı ve ahlakıdır...
 
Adam hayatından 1000 Doları bir arada görmemiş,
Küçücük teknesine onlarca adam alarak Yunanistan'a kaçırma karşılığı 100.000 Dolar teklif ediliyor.
Bizim aşağılık hainin gözleri parlıyor.
Çoluk, çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genç demeden balık istifi teknede,
Tekne alabora oluyor.
Çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genç cesetleri Akdeniz'de, Ege’de…
Hatta cesetler kıyıya vuruyor,
Yunan polisi bizim şerefsizi yakalıyor,
Teknesinde ölen 3 çocuğun cansız bedenini ona gösteriyor,
Hatta tabuta onun gözleri önünde yerleştiriyor,
Bizimki salya sümük ağlıyor,
Belli ki çok pişman,
Ertesi gün bizimkinin babası açıklama yapıyor;
“Oğlum zaten ruh hastası, psikolojik tedavi görüyordu, ilaçlarını bıraktı, ben onu bakkala bile göndermezdim çünkü 6 yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip, oğlumu kullandılar!”
Haydi gelsin indirimler,
Hatta belki de akıl yoksunluğundan dolayı hiç cezalandırmama...
 
Adam karısını kendisi ile barışmıyor diye öldürüyor.
Sokak ortasında vahşice delik deşik ediyor.
Sanki kendisine saldıran vahşi hayvana saldırırcasına 10 kez ateş ediyor.
“Çok aşığım, çok pişmanım, onsuz yaşayamazdım, namus meselesi” diyor namussuz..!
Haydi gelsin indirimler...
 
Peki bütün bu suçlulardan yaptığınız indirim kadar ölene can verebiliyor musunuz?
Sizin cezalandırdığınız suçu işleyen mi,
Yoksa asıl cezalandırılan ölen ile geride kalan yakınları mı?
 
Cezayı adalete ulaşmada bir amaç olarak değil, suçluyu sözde ıslah için bir araç olarak gördüğünüz müddetçe,
Asıl derdiniz, işlenen suçun tam karşılığını yani bedelini ödetmek değil de toplumsal olarak salt suça engel olma ve suçu işleyeni topluma kazandırmak olursa,
Bırakın cezaevlerinin ağzına kadar dolmasını,
İnşa ettiğiniz okul veya cami kadar cezaevi inşa etseniz de,
Artık yetmez...
Elbette “ceza” muadil olmak şartı ile hem bedel ödeten cinsinden olmalı hem de toplumsal ıslaha dönüşebilmeli.
 
%100 haksız yere adam öldüreni,
Uyuşturucu satanı,
Erkek ya da kız fark etmeden reşit olmayan çocuğa tecavüz edeni,
Terör suçu işleyerek masum insan canına kıyanı,
“İdamda hayat vardır” düsturu ile idam edin bakalım.
Aşkından meczup olup karısını kesen,
Şeytana uyup tecavüz eden,
Çocuk zekasına sahip olduğu için ne yaptığını bilmeyen ama insan kaçakçılığı yapıp ölümlerine sebep olan,
Kendi ideolojisi ve inançları için masum insanları katleden,
Tek bir adam kalıyor mu bu ülkede?
Bakın bakalım bütün psikopatlar kopup ta gelmiyor mu bu yana?
İnsan öldürmeyi planlayanlar bu planlarını sittin sene kaldırmıyorlar mı rafa?
Sapıklar icra aletlerini sokmuyorlar mı bir taraflarına, bakın bakalım?
 
Kalır mı?
Cevap net;
Kalmaz!
Olur mu?
Cevap net;
Olur!
En hafifinden yok olacak kadar azalır…
Örneklere bakın anlarsınız...
 
Anlamadığım,
“Bir fiili ne kadar muadil cezalandırırsanız o fiil o kadar az işlenir.” Gerçeğini,
Sadece bir varsayım olarak kabul edenlerdir...
 
Hatırlayın,
Ya Ramazan Bayramında şeker toplamak için evden ayrılan o 3 çocuk sizin çocuğunuz olsaydı,
Önce tecavüze uğrayıp sonra hunharca öldürülen, ellerinde şekerlerle gömülen.
Sonra da gömüldükleri yerde katilinin piknik yaptığı o 3 çocuk sizin çocuğunuz olsaydı,
Asaleten ne fark eder onlar zaten bizim çocuklarımız değil mi?
Ne yapardınız?
 
Biri çıkıp size,
Biz bu katile ceza verelim,
Ama cezanın asıl amacı sadece işlediği suçun bedelini ödetmek yani cezalandırmak değil de,
Toplumda, bu suçu işlemek niyetinde olanları da caydırmak,
Katili de ıslah edip yeniden topluma kazandırmak olsun.
Seninki zaten öldü,
Kalanlar için çözüm bulalım dese,
Ne yapardınız?
 
Şurası bir gerçek,
Ahlaktaki, imandaki, vicdandaki yozlaşma ve eksiklik suç oranını artırır.
Yetişmiş, ne yaptığını gayet iyi bilen, hatta bunu planlayan ve sonucunu da öngörebilen bir insanın,
Bu suçu bilerek işlemesi,
Hem ahlaksızlık, hem imansızlık, hem vicdansızlığından,
Hem de cezaların caydırıcı olmamasından kaynaklanır.
 
İdam ile rahmet buldurun bakalım bir tecavüzcüye,
Adam öldürmüş teröriste, katile…
Bu ülkede tecavüz, kasten adam öldürme, terör adına katletme suç oranı nereye iner görün hele…
Çünkü insanoğlu çiğ süt emmiştir.
Kendisi için başkası değilse bile,
Vicdansız, ahlaksız, imansız da olsa,
“Kendi canı pek kıymetlidir”...
 
Adam 40 yaşına gelmiş,
Hiç suçu olmadığı halde kasten adam öldürüyorsa,
Ben onu 1 yaşındaki çocuğu eğitirmişçesine,
Az ceza çok eğitim ile topluma kazandırmayı düşünmem,
“Allah seni hayırla cezalandırsın” der,
Bedelinin de ona bir rahmet olduğu gerçeği ile,
Hak ettiğinin tam karşılığı ile idam ederim...
 
Ölümde rahmet vardır dedikleri tam da budur,
Öldürenin hakkını muadil vermekle, öldürülenin hakkını koruyacaksın ki,
“Adalet” kelimesi hanım adı olmaktan çıkıp,
“Hakkın ve rahmetin” karşılığı olsun...
İşlenen fiile verilecek muadil karşılık, onu işlemeye niyetli başka adaylar için de en hakiki darb-ı meseldir…

 
Etiketler:
Yorumlar
Bizim Gazete
İstanbul
Kuvvetli Sağanak
Güncelleme: 02.04.2020
Bugün
- 12°
Cuma
-
Cumartesi
- 11°
Anketler
TASCA Faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
İstanbul

Güncelleme: 01.04.2020
İmsak
Array
Sabah
Array
Öğle
Array
İkindi
Array
Akşam
Array
Yatsı
Array
Arşiv Arama
Haber Yazılımı